sor bakalım beraber halay çektiği biri var mıymış?
Swedish House Mafia - Don’t You Worry Child Ft John Martin (Acoustic Version) (swedishhousemafiaTV tarafından)
“Simple present perfect progressive psychedelic post funk folk rock” türünün ilk örneği olan bu çalışmamızda kendimizi çok ta zorlamadan adeta bir Bink Fröyd adeta bir Yohan Sabestiyen Bahch bir Wolverine Ambassador Motzart olabilmenin çok ta haklı olmayan gururunu yaşayabiliyor olmamak elde değil bazen. Çam ağacı fotoğrafı fikri için made-in-china.com firmasına teşekkürler.
süper egoyu siktir edip ipleri ilkel benliğin eline vermekle pek ala mümkün sanırım. ne kadar coşkulu ve mutlu anım varsa hep zincirlerimden boşanıp içgüdülerimin peşinde primat akrabalarımıza döndüğüm zamanlar. vahşilik adeta hazza açılan kapı. yemekleri düşünelim. tavuğu parçalarcasına dişleyen bir erol taş. daha iştah açıcı bir sahne düşünebiliyor musunuz. ben tavuk sevmediğim halde onu izlerken bir bütün tavuğu mideye indirebilirim. karpuz en tatlı nasıl yenir. çatalla çekirdeklerini ayıklayarak değil. yarılmış karpuzun göbeğine dalar ve ağzının kenarından sularını akıtarak yersin. sonra suratını suyun altına sokup elinin yüzünün şiresini temizlersin. yine asilzade gibi bir tasın içine parmaklarını daldırıp ipek mendillere silerek değil. sizi bilmem ama ben evde fleminyon yapmaktansa ateş başında patates közlemeyi daha çok seviyorum. parmaklarımın ucu yanarak ve yüzüm gözüm is içinde bir başka tatlı geliyor yediklerim. full ortopedik stres azaltıcı zımbırtıları olan yatağımda yatmaktansa börtü böcek seslerinin arasında çimenin toprağın üzerinde daha huzurlu uyuyorum. doğaya karşı geliştirdiğimiz ne varsa benim keyfimi kaçırıyor. tavır olarak sakin ve oturaklı bir insanım. ama içim içimi kemiriyor kimi zaman. birilerini kaldırıp yere çalmak istiyorum. ağaçların tepesine tırmanıp en tepeden yere atlamak. hunharca tokatlamak istiyorum gıcık olduğum insanları. sevdiklerime sıkıca sarılıp onları ne kadar sevdiğimi haykırmayı. fazla gelen enerjiden yanmamak için berrak bir dereye yatmak istiyorum karpuz gibi. içimde bu tip fırtınalar koparken dışım ayaz gibi kupkuru oluyor. bekçi taşağına dönüyor o zaman keyfim. neşeli bir ferdi tayfur gibi anlamsızlaşıyorum. orhan gencebay’ın dar kollu gömlekleri bana yakışır mıydı diye düşünüyorum. barbar conan gibi sadece bir donla gezmek istiyorum. bel önemli ama. orayı sıcak tutcan. yoksa cırcır olursun böbrekleri de sakatlarsan işin yaş. doğallık vahşilik bir yere kadar. barbar da olsan sırtını sağlam tutacaksın. öyle köpek misali taşın toprağın üstüne serilmek yok. gebeşler nasıl da mutlu yatıyor anlamıyorum lan. kış yaz demiyorlar sera patlıcanı gibi yayılıyorlar yere. yer çekmiyorsa demek ki. kediler öyle değil bak. bizim kedi aradaki yarım derecenin hesabını yapar. öyle menfaatçi orospu evladının teki. göz yerine termal kamera taşıdığını düşünüyorum.hayat ona güzel mesela. ye iç sıç yat oyna miyavla. vahşet dediğin zaman insanın aklına kan revan geliyor ama bence bu gelmeli. sade hayat. hiçbir dert tasa yok. karnını doyurup sırtını sağlama aldıktan kelli gerisi yalan. o zaman da bitin kanlanır gadın gadın gadın diye dolanırsın ama. seks de önemli bir dürtü. o da vahşi. o da zevkli. zevkli olan ne varsa vahşi tezime geri döndük bak. odyofil götverenler onbin dolarlık ses sisteminin önüne oturup berlin filarmoni orkestrasının icra ettiği birbirinden kıymetli eserleri dinleyerek orgazm olabilir ama gecenin bi yarısı keyfimizin yerinde olduğu kadar detone olan seslerimizle bağıra çağıra söylediğimiz mirkelam şarkılarının yerini tutmaz benim gözümde. mirkelam’ın da bir şarkısını bilmem bak şu an. ama keyif gelince bilgi de geliyor. hepsi içimizde zaten. keyfim yeterince yerinde olsun soğuk füzyonu da bulurum ben. biliyorum yani. bildiğimi biliyorum. güveniyorum kendime o konuda. ama keyifsizlik işte. çağın hastalığı stres. sıtıres. şitres. ne dersen artık. hava apaydın oldu. bu havada insan strese de giremez bence. karnım aç olsa cartlak kebabı yerdim şu an. hiç yemedim cartlak kebabı ama canım çekti. milli vahşimiz tatlıses tarafından otel odasında yapılmasından kelli vahşi çağrışımlarımla gün yüzüne çıktı cartlak kebabı. ağzımda cartlak kebabı tadı var resmen. yatacağım birazdan. konforu bol yatağımda sağım solum tutulmuş olarak uyandıktan sonra cartlak kebabı yiyebilirim kahvaltı niyetine. yemesem de olur. yemiş kadar oldum neticede. insan medenileşince isteklerini böyle dizginleyebiliyor. birkaç saat önce konuşuyordum bir arkadaşımla. “beni isteklerimden koru” sözünü dövme yaptıracakmış. id diye şahane bir şey varken ibneleşmenin alemi yok bence. tabi id ibneleşmeyi önermiyorsa. homofobik olmamakla birlikte ibneleri sevmediğimi söylemekte beis görmüyorum. kuşkonmaz da sevmem ben. bugüne kadar ne geziyorsun bu rafta ve neden yüksek bu kadar fiyatın şeklinde devrik ve savruk öfkelere yenik düşüp çeşitli dengesizlikler sergilemişliğim yok neticede. medeniyetli bir ilkel benliğim var neticede. süper egonun arketipleşmiş tezahürü diyebiliriz. ne kadar kavram kargaşası yaratırsan herhangi bir anlam yükleyip kıvırmak o kadar kolaydır her zaman. bugün bir değişiklik yapıp uyumayabilirim de. uyan ey gözlerim gafletten uyan misali. üstelik bu bilinci ruhani boyuta taşıyıp uyanıklığımı hatırlamadığım kadar uzun bir aradan sonra cuma namazına giderek de taçlandırabilirim. en son memlekette gittim herhalde cuma’ya da. memleket insanın kıllı bağrı gibi. tak tak tak tren sesi gibi lan memleket. refüj banket ve kavşaklarla bezeli uzun yolların bilmem kaçıncı türevi adeta. kalbinin götürdüğü yere git diyorlar ya hani. sanki beyinde var olup da kalbe atfettiğimiz o duygular o vahşet kan ve irin ve dahi pislik hatta iğrençliklerle bezeli onca şeyin arasındaki o hisler yani sen sen yapan şeyler hayvandan ayrılmanı değil de özünü aramanı söylüyorlar sana. ne işin var lan ekmek peşinde maymun oluyorsun sevmediğin şeyleri öğrenmek için diyorlar. kapitalizm mi vahşi yoksa istediğini almayı adet edinmiş bir canlı mı. medeniyet diye boynumuza yular alnımıza yafta kıçımıza damga basmış bir sistem mi bizi hayvandan ayırıyor allasen. ben ne diyordum hayattan tad almak. vahşi olacaksın güzel kardeşim. bak yazıya başlarken hayattan tad alıyordum. nasıl ki medenileştim düşündüm ve yazdım doğamdan uzaklaştıkça tadım tuzum kalmadı. yatayım da rüyamda tavuk mu dişlerim meme mi artık bir şekilde keyfim yerine gelir. lan belki de bir elimde tavuk budu diğerinde gadın budu tatlı niyetine tavuk göğsü yok lan memeler uu beybi bende güzel bir hareketlenme oldu. hadi iyi uykular…
http://www.itusozluk.com/li.php?id=8785961
Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardın yaşıyor.Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu.Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi.Oysa insanlar için doğal yaşam insanca yaşamdır.Ama bunu anlamıyorlar.Anlamak istemiyorlar.İnsan gibi yaşamak çok güç, bu nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var…Hayvana geri dönülüyor.Böylesi,insanca yaşamaktan daha kolay.
Dönüşüm - Franz Kafka
Kimin tezgahtar olduğu tezgahın sonunda belli olur.
Tezgahtarlığın zorluklarından biri tekrardır.İnsanın zor dayanabileceği çalışma koşulu olan tekrar,sağlıklı bir aklın ölümüne neden olur.Aynı cümleleri aynı mimikler eşliğinde iki bib kez duymuş olan tezgahtar,artık ne dendiğini duymuyordur.Başka konular üzerinde yoğunlaşıyor,karşısındakinin banka hesabında ne kadar tramı olduğunu ya da karşısındakinin vardik rengini tahmin etmeye çalışıyordur.Kimseyi duymayan tezgahtar,konuşmasının hangi bölümünde olduğunu karşısındakinin yüz ifadesinden anlar.
Dünya bir tezgahtır.Tezgahın hangi tarafında hayat olduğuysa ancak ölünce anlaşılır
Malafa
Hakan GÜNDAY
yüzellibir.
Şehrin bütün sivrileri etime geçiyor. Binlerce kafa, her kafa kendisiyle bağır çağır konuşuyor. Aynı teker aynı yola dönüyor, aynı pabuç aynı adımın peşinde. Bir uğultu, bir karaltı İstanbul. Öyle başlı başına ki; muazzam bir bütünlük. Sanki tarihin hatrına duruveriyor ağaçlar. Öyle boylu boyunca yatar gibi denizi; yorgun. Durup dinlenme hissi burası. Parmak kaldıran tüm çocuklar gibi hevesliyiz.Kurgulanmış cümlelerle tam da buranın insaniyiz.
”Hayal dünyası ile reel arasındaki bağlantılar kopar bazen .Ve siz bu bağlantılarınızı koparanlara o an kusamadığınız öfke için yüksek alkol sonrası lavaboya kusarken bulursunuz kendinizi .”
İstiklal Caddesi’nin ortasındaki trenle fotoğraf çektirmeyen son canlı olarak kalmak istiyorum.




